Dünyada ve hayatta karşımıza çıkan algılama ve karar alma süreçlerinde sürekli karşılaştırmalar yaparak ilerliyoruz.
Örneğin, önümüze çıkan bir duvar ile üzerindeki boşluğu karşılaştırıp, kapı dediğimiz o açıklıktan geçiyoruz.
Yolda bir cüzdan bulduğumuzda, erdemli davranıp davranmamayı, iyi ile kötüyü karşılaştırarak karar veriyoruz.
Karşılaştırmalı siyaset bilimi ya da karşılaştırmalı edebiyat aracılığıyla dünyayı daha iyi anlamaya çalışıyoruz.
Sanat dünyasında ise herhangi bir karşılaştırmalı analizin yapılmaması, sanırım beni rahatsız ediyor ki epeydir bu “ölçü”, daha doğrusu “ölçüsüzlük” meselesiyle uğraşıyorum.
Sonuçta sanat ne o kadar “önemli” ne de keramet kendinden menkul, “iyi” bir şeydir.
Bir ürünün hangi niteliklere sahip olduğunu anlamanın önemli bir yolu, karşılaştırmadan geçer diye düşünüyorum.
Kuşkusuz, matematiksel ya da milimetrik bir dünyadan söz etmiyorum; ancak tarih bilgisi, göz ve zan gibi değerler, hayatta olduğu gibi sanatta da karşılaştırma, ölçme ve anlama amacıyla kullanılır.
Üstelik sanat gösterme ve sanat üzerine yazma dünyasında süregelen şiddetli ölçüsüzlük ortamı, sanat üretenlerin yaratıcı süreç içerisinde zaman zaman çok ihtiyaç duydukları “ölçüyü kaçırma” özgürlüklerini bile ellerinden alıyor.
Erdağ Aksel
Erdağ Aksel Kimdir?
Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Erdağ Aksel, sanat eğitimini Amerika’da aldı.
Kariyerine 1970’lerde mekâna özgü enstalasyonlar ve “Amerikana” kültüründen beslenen çalışmalarla başladı.
1980’de Türkiye’ye döndü; Dokuz Eylül Üniversitesi’nde öğretim görevliliği yaptı, ardından İstanbul ve Bilkent’te çalışmalarını sürdürdü.
“Gerilim Nesneler”, “Obeliskler ve Yıldızlar”, “Güzellik Nesneler” gibi serileriyle tanındı.
İşlerinde fiziksel mekânın ötesine geçerek sosyal, politik ve kişisel bağlamları irdeleyen Aksel, geleneksel heykel malzemelerini güncel kavramlarla buluşturdu.


Yorum bırakın